Giriş: Edebiyat Tarihinin Hazır Kampları

Bazı şairler ölümünden sonra eserlerinden daha dar bir alana hapsedilir. Onların karmaşık düşünce dünyası birkaç kelimeyle tanımlanır; ardından bu tanımlar kuşaktan kuşağa aktarılarak şairin kendisinden daha görünür hâle gelir.

Tevfik Fikret ile Mehmet Âkif Ersoy bunun Türk edebiyatındaki en dikkat çekici örneklerindendir. Bir tarafta Tevfik Fikret: Batıcı, seküler, pozitivist, gelenek karşıtı, muhalif. Diğer tarafta Mehmet Âkif: İslâmcı, muhafazakâr, millî ve dinî değerlerin şairi.

Bu tasnif bütünüyle uydurulmuş değildir. İki şairin özellikle din konusunda birbirinden radikal biçimde ayrıldığı açıktır. Fikret’in Tarih-i Kadim ve daha sonra Tarih-i Kadim’e Zeylde ortaya koyduğu düşünceler ile Âkif’in Kur’an merkezli dünya görüşünü uzlaştırmak mümkün değildir.

Fakat problem, bu gerçek ayrılığın iki şairin bütün düşünce ve sanat hayatını açıklayabilecek bir anahtara dönüştürülmesidir. Çünkü metinlere yaklaşıldığında paradokslar başlar. “Muhafazakâr” kabul edilen Âkif’in şiirinin içine girildiğinde karşımıza durmaksızın yoksullar çıkar.

Küfe taşıyan çocuklar. Hasta insanlar. Dullar. İşsizler. Mahalle fakirleri. Çalıştığı hâlde geçinemeyen yaşlı insanlar. Bir tas çorba bulamayan aileler. Toplumsal sorumluluğunu yerine getirmeyen yöneticiler. Buna karşılık “kozmopolit” veya millet fikrinden uzak olduğu düşünülen Fikret’in şiirlerinde vatanın parçalanmasından duyulan acı, milletin birlik olması çağrısı, ataların şerefine yapılan göndermeler, hürriyet arzusu ve gelecek kuşağın memleketi kurtarma sorumluluğu görülür.

Üstelik bunların önemli bir bölümü şairlere sonradan yakıştırılmış yorumlar değildir. Doğrudan şiirlerin içindedir. Dolayısıyla bu çalışmanın sorusu şudur: Tevfik Fikret ve Mehmet Âkif, kendilerinden sonra oluşturulan “sol Fikret–muhafazakâr Âkif” şemasına gerçekten sığmakta mıdır?

Burada iki anakronizmden özellikle kaçınmak gerekir. Birincisi Mehmet Âkif’e doğrudan “sosyalist” demektir. İkincisi Tevfik Fikret’i bugünkü anlamıyla sistematik bir “Türk milliyetçisi” ilan etmektir. Her ikisi de tarihsel bakımdan sorunludur.

Fakat bunun aksi yönündeki kesin hükümler de aynı ölçüde problem taşımaktadır. Bu makalenin temel tezi bu nedenle daha ölçülüdür: Âkif sosyalist değildir; fakat sosyal adalet, emek ve eşitsizlik konusunda sosyalist eleştirinin problem alanlarıyla güçlü biçimde kesişen bir toplumcu duyarlılığa sahiptir. Fikret ise sistematik bir milliyetçilik teorisyeni değildir; fakat özellikle bazı dönemlerinde olağanüstü kuvvetli bir millet ve vatan bilinci ortaya koymaktadır.

Biri Kur’an’dan hareket ederek toplumsal adalete; diğeri Batılılaşma, hürriyet ve modernleşme düşüncesinden hareket ederek memleketin kurtuluşuna ulaşır. Bu nedenle iki şair arasındaki mesafe kadar beklenmedik yakınlıkları da incelenmelidir.

1. Kavga Etmeden Önce Aynı Şiirin İçindeydiler: Manzum Hikâye

Fikret ile Âkif arasındaki ilişki anlatılırken genellikle Tarih-i Kadim polemiğinden başlanır. Oysa edebî ilişkinin başlangıcı kavga değildir. Yakınlıktır. Modern Türk edebiyatında manzum hikâyenin gelişmesinde Tevfik Fikret’in belirleyici bir rolü vardır. Fikret’in özellikle gündelik hayatı, fakirliği, hastalığı, çocukları ve sıradan insanları tahkiyeli şiire taşıyan manzumeleri, şiirin konu alanını genişletmiştir.

Hasta Çocuk, Balıkçılar, Ramazan Sadakası, Verin Zavallılara gibi eserler bunun en bilinen örnekleri arasındadır. Bu şiirlerle birlikte Servet-i Fünûn estetiğinin süslü ve bireysel dünyasının içinde başka bir kapı açılır.

Kapının arkasında sokak vardır. Fakirlik vardır. Çocuk vardır. Hastalık vardır. Ev vardır. Geçim sıkıntısı vardır. Başka bir ifadeyle hayat şiire girmeye başlamıştır. Mehmet Âkif bu poetik imkânı çok daha ileri götürecektir.

Hasta, Küfe, Seyfi Baba, Meyhane, Mahalle Kahvesi, Hasır, Kör Neyzen gibi manzumelerde Âkif yalnızca toplumsal problemi anlatmaz; okuyucuyu olayın meydana geldiği sokağın, evin, kahvenin veya hasta odasının içine yerleştirir.

Fikret ile Âkif’in benzer temalı manzumeleri üzerine yapılan çalışmalar da düşünce bakımından muarız olmalarına rağmen şiiri nesre yaklaştırmak, aruzu Türkçenin konuşma imkânlarına açmak ve sosyal temalara yönelmek bakımından aralarında ciddi paralellikler bulunduğunu göstermektedir (Aydemir, 2016).

Bu nedenle iki şair arasındaki poetik ilişki şu ifadeyle özetlenebilir: Fikret sokağı şiire sokmuş; Âkif şiiri sokağın içinde yürütmüştür.

2. “Hasta Çocuk”tan “Hasta”ya: Şiirde Toplumsal Gerçek

Fikret ile Âkif’in birbirine yakınlığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri Hasta Çocuk ile Hasta manzumeleridir. Her iki şiirin merkezinde hastalık bulunmaktadır. Fakat hastalık yalnızca tıbbî bir hadise değildir. Ekonomik ve toplumsal şartların insan üzerindeki etkisini görünür hâle getirir.

Fikret, Servet-i Fünûn’un bireysel şiir atmosferinden uzaklaşarak toplumun kenarında yaşayan insanların acısını şiire sokarken Âkif bu yöntemi Safahat boyunca bir poetik programa dönüştürür. Bu bakımdan Âkif’in gerçekçiliği boşlukta doğmamıştır.

Türk şiirinde daha önce açılan toplumsal gözlem damarını genişletmiştir. Fakat Âkif’in farkı şudur: Fikret zaman zaman yoksulluğa bakan şairdir. Âkif çoğu kez yoksulluğun içinde dolaşan anlatıcıdır. Bu nedenle Âkif’te şiir, giderek bir tür sosyal belge niteliği kazanmaktadır.

3. Âkif’in Gerçek Kahramanları: Şehrin Görünmeyen İnsanları

Safahatın insan kadrosuna bakıldığında son derece önemli bir gerçek ortaya çıkar. Âkif’in kahramanları çoğunlukla iktidar sahipleri değildir. Saray mensupları değildir. Zenginler değildir. Seçkinler değildir. Şiirin merkezine başka insanlar yerleşmiştir: Çocuklar.

İşçiler. Küfeciler. Yaşlılar. Hastalar. Fakir kadınlar. Kahvehane insanları. Mahalle sakinleri. Hayata tutunmaya çalışan sıradan insanlar. Bu tercih tesadüf değildir. Âkif’in şiirindeki toplum fikri yukarıdan aşağıya değil, büyük ölçüde aşağıdan yukarıya kurulmaktadır.

Onun için millet soyut bir kitle değildir. Millet, sokaktaki insandır.

4. “Küfe”: Bir Çocuğun Omuzlarına Yüklenen Sınıf Meselesi

Küfe, Âkif’in sosyal adalet düşüncesinin en güçlü metinlerinden biridir. Şiirin merkezindeki Hasan babasını kaybetmiştir. Fakat babanın ölümü yalnızca aile içi bir kayıp yaratmaz. Ekonomik düzen anında devreye girer. Çünkü babanın bıraktığı boşluğu dolduracak başka bir gelir kaynağı yoktur.

Sonuç olarak Hasan çocuk olmaktan çıkmak zorunda kalır. Küfeyi omuzlar. Buradaki esas trajedi bu nedenle yalnızca: “Bir çocuk babasını kaybetti.” değildir. Daha ağır bir şey olmuştur: Bir çocuk çocukluğunu kaybetmiştir. Hasan’ın yaşıtları okula gidebilir.

Hasan çalışacaktır. Diğer çocukların sırtında kitap bulunabilir. Hasan’ın sırtında küfe vardır. Bu karşıtlık ekonomik eşitsizliğin insanın kaderini nasıl belirlediğini gösterir. Âkif burada Marksist terminoloji kullanmaz.

“Sınıf mücadelesi” demez. “Proletarya” demez. “Artı değer” demez. Fakat anlattığı hayat, sınıfsal eşitsizliğin çıplak sonucudur. İşte bu nedenle Âkif’i sosyalist ilan etmek yerine, onun metninin sosyalist eleştirinin problem alanlarından bazılarıyla kesiştiğini söylemek gerekir.

5. Mehmet Âkif Sosyalist midir?

Bu sorunun akademik cevabı açıktır: Hayır. Mehmet Âkif sosyalist değildir. Onun toplum anlayışının teorik kaynağı Marksizm değil İslâm’dır. Tarihsel materyalizmi benimsemez. Sınıf mücadelesini tarihin temel dinamiği saymaz.

Özel mülkiyetin kaldırılmasını savunmaz. Din eleştirisi üzerine kurulu sosyalist teoriyi zaten kabul etmesi düşünülemez. Dolayısıyla “Mehmet Âkif sosyalisttir” hükmü tarihsel olarak savunulamaz. Fakat bundan çok daha ilginç bir soru vardır: Sosyalist olmayan Mehmet Âkif neden sosyalist edebiyatın önem verdiği birçok meseleyi bu kadar kuvvetli biçimde şiirine taşımıştır?

Secaattin Tural’ın Âkif şiirini Georg Lukács’ın “eleştirel gerçekçilik” yaklaşımı üzerinden değerlendirmesi bu nedenle önemlidir. Lukács’ın yaklaşımında Balzac veya Tolstoy gibi sosyalist olmayan yazarların, toplumdaki sınıfsal çelişkileri ve eşitsizlikleri gerçekçi biçimde gösterebilmesi mümkündür.

Aynı durum Âkif için de düşünülebilir. Âkif’in ideolojik hareket noktası sosyalizm değildir. Fakat gördüğü toplumsal gerçek şunlardan oluşmaktadır: sefalet, adaletsizlik, eşitsizlik, çocuk emeği, işsizlik, sömürü, yoksulluk, yöneticinin ilgisizliği.

Dolayısıyla burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir: Âkif’in ideolojisi sosyalist değildir; fakat toplumsal gözünün gördüğü dünya, sosyalist eleştirinin de gördüğü dünyadır.

6. “Seyfi Baba”: Yoksulluğun Romantize Edilmediği Şiir

Seyfi Baba bu sosyal bakışın başka bir yüzünü gösterir. Âkif fakirliği romantikleştirmez. Yoksulluk onda güzel bir ahlâk dekoru değildir. Soğuktur. Hastalıktır. Çalışmak zorunda olmaktır. Yaşlılıktır. Parasızlıktır. Bir başkasına yardım etmek istediğinde kendi cebinde de yeterli para bulunmamasıdır.

Burada şair ile fakir arasında yukarıdan aşağıya kurulmuş bir merhamet ilişkisi yoktur. Şair de aynı toplumsal hayatın içindedir. Bu nedenle Âkif’in fakire bakışı paternalist bir “zavallıya acıma” duygusundan daha ileridir.

Onda yoksulluk ahlâkî ve toplumsal bir problemdir.

7. “Kocakarı ile Ömer”: İslâmî Kaynaktan Doğan Sosyal Devlet Düşüncesi

Âkif’in toplum düşüncesini anlamak için en çarpıcı metinlerden biri Kocakarı ile Ömerdir. Manzumenin merkezindeki düşünce son derece açıktır: Yönetici, yönetilenin açlığından sorumludur. Bir kadının çocukları açsa bu yalnızca o kadının kişisel problemi değildir.

Yönetenin problemidir. Hatta daha ileri gidildiğinde yöneticinin ahlâkî mesuliyetidir. Bu anlayış modern sosyal devlet teorisi değildir. Başka bir kaynaktan gelir. İslâmî yönetim ve adalet düşüncesinden. Fakat ulaştığı sonuç dikkat çekici biçimde toplumcudur: Devlet yalnızca güvenlik sağlayan kurum değildir.

Halkın hayatından sorumludur. Dolayısıyla Âkif’in İslâmcılığını yalnızca ibadet ve bireysel dindarlık üzerinden okumak Safahatın büyük bölümünü görünmez hâle getirir. Âkif’in İslâm anlayışında: adalet, çalışma, yardımlaşma, sorumluluk, yoksulun korunması, yöneticinin halka hesap vermesi temel kavramlardır.

Bu nedenle onun muhafazakârlığı statükocu değildir.

8. Muhafazakâr Ama Mevcut Düzenin Muhafızı Değil

“Muhafazakâr” kelimesi Âkif üzerinde kullanıldığında başka bir problem daha ortaya çıkar. Çünkü Âkif yaşadığı toplumun mevcut hâlini korumak istemez. Tam tersine çok sert biçimde değişmesini ister. Neyi eleştirir? Cehaleti.

Tembelliği. Hurafeyi. Yanlış tevekkül anlayışını. Bilimden uzaklaşmayı. Ahlâkî yozlaşmayı. Dinin yanlış anlaşılmasını. Çalışmamayı. Yöneticilerin ilgisizliğini. Aydınların yabancılaşmasını. Din adamlarının yetersizliğini.

Dolayısıyla Âkif’in düşüncesinde muhafaza edilmek istenen şey mevcut Müslüman toplumun davranış biçimi değildir. İdeal kabul ettiği İslâmî ilkedir. Toplum ise o ilkeye göre dönüştürülecektir. Bu açıdan Âkif yalnızca muhafazakâr değil, aynı zamanda ıslahatçıdır.

9. Tevfik Fikret’in Unutturulan Yüzü: “Millet Şarkısı”

Fikret söz konusu olduğunda benzer bir indirgeme ters yönde gerçekleşmiştir. Tevfik Fikret özellikle sonraki kuşakların hafızasında daha çok şu eserlerle yaşamıştır: Sis, Tarih-i Kadim, Tarih-i Kadim’e Zeyl, Halûk’un Âmentüsü.

Bu metinlerin önemi tartışılmaz. Fakat Fikret yalnızca bunlardan oluşmaz. Onun başka bir yüzü vardır. Vatanın uğradığı felakete öfkelenen, milleti birlik olmaya çağıran, ataların bağımsızlığını hatırlatan, milletin şerefini yücelten, vatanı anne olarak gören, millet için mücadeleyi “hak yolu” olarak tanımlayan bir Tevfik Fikret.

Bu yüzün en önemli belgelerinden biri “Millet Şarkısı”dır. Şiir 8 Temmuz 1908’de, II. Meşrutiyet’in ilanından hemen önce kaleme alınmıştır. Dolayısıyla metin yalnızca edebî değil, tarihsel bir belgedir. Şiiri bütünüyle okumadan Fikret’in millet fikri hakkında hüküm vermek eksik kalacaktır.

Millet Şarkısı Tevfik Fikret

Çiğnendi, yeter, varlığımız cehl ile kahre; Doğrandı mübârek vatanın bağrı sebebsiz. Birlikte bugün bulmalıyız derdine çâre; Cân kardeşi, kan kardeşi, şân kardeşiyiz biz.

Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol; Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa, var ol!

Gel kardeşim, annen sana muhtâc; ona koşmak… Koşmak ona, kurtarmak o bî-bahtı vazîfen. Karşında göğüs bağır açık, ölgün, yatıyor bak; Onsuz yaşamaktansa berâber ölüş, ehven.

Her ân o güzel sîneyi hançerliyor iller; İmdâdına koşmazsak eğer mahvı mukarrer.

Zulmün topu var, güllesi var, kal’esi varsa, Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır; Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır.

Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol; Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa, var ol!

Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi? Yok, kalmadı hâşâ sana zillet pederinden; Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi; Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.

İnsanlığı pâ-mâl eden alçaklığı yık, ez; Billâh yaşamak yerde sürüklenmeğe değmez.

Haksızlığın envâını gördük… Bu mu kanun? En gamlı sefâletlere düştük… Bu mu devlet? Devletse de, kanunsa da, artık yeter olsun; Artık yeter olsun bu denî zulm ü cehâlet…

Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol; Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa… var ol!

10. Şiirin Adı Bile Bir İtirazdır: “Millet”

Şiirin başlığından başlanmalıdır: Millet Şarkısı. Başlıkta “insanlık” değil, “millet” vardır. “Hürriyet” değil, “millet” vardır. “İnkılâp” değil, “millet” vardır. Bu tek başına Fikret’i sistematik milliyetçi ilan etmeye yetmez.

Fakat Fikret’in millet fikrine yabancı olduğu iddiasını ciddi biçimde problemli hâle getirir. Daha da önemlisi şiirde millet yalnızca bir kez kullanılan sözcük değildir. Nakaratın merkezidir: “Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol.”

Burada “millet” ile “hak” aynı sentaktik yapı içerisinde yan yana getirilmektedir. Millet yolu aynı zamanda hak yoludur. Şair yalnızca milletin yaşamasını istemez: “Ey sevgili millet, yaşa, var ol!” diye seslenir. Buradaki “sevgili” sıfatı özellikle önemlidir.

Millet soyut politik kategori olmaktan çıkıp duygusal aidiyet nesnesine dönüşür.

11. “Can Kardeşi, Kan Kardeşi, Şan Kardeşiyiz Biz”

Şiirin ilk kıtası kolektif kimlik açısından çok dikkat çekicidir: “Cân kardeşi, kan kardeşi, şân kardeşiyiz biz.” Üç ayrı kardeşlik biçimi arka arkaya sıralanır. Can. Kan. Şan. “Can kardeşliği” ortak varoluşa, “kan kardeşliği” ortak kökene, “şan kardeşliği” ise ortak tarihe gönderme yapmaktadır.

Ve hepsinin sonunda: “biz” vardır. Modern milliyetçi söylemin temel unsurlarından biri kolektif “biz” inşasıdır. Fikret burada bireysel şair sesinden çıkarak topluluk adına konuşan bir sese yönelir. Bu nedenle Millet Şarkısı, Fikret’in bireyci veya yalnızca kozmopolit şekilde tanımlanmasını güçleştiren metinlerden biridir.

12. “Mübarek Vatan”: Fikret’in Kelime Seçiminin Önemi

Daha da ilginç olan ikinci dizedir: “Doğrandı mübârek vatanın bağrı sebebsiz.” Buradaki sıfat: mübarek. Fikret’in sonraki din karşıtı metinleri düşünüldüğünde kelime daha da çarpıcı hâle gelir. Şair “vatan”ı sıradan bir coğrafya olarak görmez.

Onu “mübarek” olarak niteler. Üstelik vatanın “bağrı” vardır. Yani vatan insanlaştırılır. Yaralanabilen canlı bir varlığa dönüşür. Bu imge birkaç dize sonra çok daha belirginleşecektir.

13. Vatan Artık Toprak Değil, Annedir

Fikret şöyle seslenir: “Gel kardeşim, annen sana muhtâc; ona koşmak…” Buradaki anne vatandır. Bu, Türk edebiyatındaki millî şiirin son derece tanıdık bir metaforudur: vatan-anne. Fakat Fikret bununla yetinmez. Vatanın yardımına koşmayı “vazife” olarak tanımlar: “Koşmak ona, kurtarmak o bî-bahtı vazîfen.”

Dolayısıyla burada üç aşamalı bir yapı vardır: Vatan annedir. Anne yaralıdır. Evladın görevi onu kurtarmaktır. Bu retorik, Fikret’i millet fikrinden tamamen kopuk görmek isteyen bir okumayla kolayca uzlaştırılamaz. Daha da ileri gider: “Onsuz yaşamaktansa berâber ölüş, ehven.”

Şair vatansız yaşamaktansa vatanla birlikte ölümü daha katlanılabilir saymaktadır. Bu söylemin klasik vatan şiirinden ne ölçüde ayrıldığı ayrıca tartışılmalıdır.

14. “Vaktiyle Baban”: Milletin Geçmişiyle Kurulan Bağ

Şiirin en dikkat çekici kısımlarından biri de şudur: “Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?” Buradaki “baba”, yalnızca biyolojik baba değildir. Geçmiş kuşaktır. Atadır. Milletin tarihidir. Şair mevcut nesli geçmişin bağımsızlık ve şeref mirası üzerinden ayağa kaldırmaya çalışmaktadır.

Devamı daha da açıktır: “Yok, kalmadı hâşâ sana zillet pederinden.” Yani şair yeni nesle şöyle demektedir: Atalarından sana zillet miras kalmadı. Dolayısıyla içinde bulunduğun aşağılanmışlık senin kaderin değildir. Burada tarih, kolektif hafızayı harekete geçiren bir güç hâline gelir.

Bu noktada Fikret’in sonraki tarih eleştirisi ile Millet Şarkısı arasındaki düşünsel gerilim özellikle önemlidir. Fikret yekpare değildir. Değişmektedir. İşte onu tek bir ideolojik etikete sığdırmayı zorlaştıran da budur.

15. “Dünyada Şereftir Yaşatan Milleti”

Belki şiirin bu makalenin tezi açısından en önemli dizesi şudur: “Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi.” Fikret açık biçimde “milleti” ve “ferdi” aynı hüküm içerisinde kullanmaktadır. Bireyin de milletin de yaşamasını mümkün kılan değer: şereftir.

Bu noktada Fikret’in düşüncesi yalnızca siyasal hürriyete değil, kolektif haysiyete dayanmaktadır. Millet aşağılanmış hâlde yaşamamalıdır. Bu nedenle hemen ardından: “Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.” çağrısı gelir.

“Silkin” fiili pasif bir ağıtın sonudur. Artık eylem başlamaktadır.

16. “Bu mu Kanun? Bu mu Devlet?”: Milliyetçilikten Daha Fazlası

Millet Şarkısının önemli tarafı yalnızca vatan şiiri olması değildir. Şiir aynı zamanda sert bir siyasal muhalefet metnidir: “Haksızlığın envâını gördük… Bu mu kanun?” ve: “En gamlı sefâletlere düştük… Bu mu devlet?” Fikret burada kanunu ve devleti sorgulamaktadır.

Dolayısıyla onun millet anlayışı kör bir devlet itaati değildir. Bu ayrım önemlidir. Fikret için: millet ≠ devlet Millet sevilebilir; devlet eleştirilebilir. Hatta millet adına devlet sorgulanabilir. Bu nedenle Fikret’in Millet Şarkısındaki vatanseverliğini otoriter veya devletçi bir milliyetçilik şeklinde değerlendirmek doğru olmayacaktır.

Şairin bağlılığı devlete değil; millete, vatana, hakka ve hürriyete yönelmiştir.

17. “Millet Yolu” ile “Hak Yolu”nun Birleşmesi

Nakarat tekrar ele alınmalıdır: “Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol.” Bu dize Fikret’in millet anlayışının niteliğini açıklar. Şair millet adına her şeyi meşru görmez. Milletin yolu aynı zamanda hak yolu olmak zorundadır.

Dolayısıyla burada etnik üstünlük düşüncesinden çok siyasal-ahlâkî bir millet tasavvuru vardır. Bunun için Fikret’i dönemin sistematik Türkçü düşünürleriyle aynı yere yerleştirmek yanlış olur. Fakat onu millet düşüncesine uzak göstermek de metnin kendisine aykırıdır.

En doğru hüküm şudur: Fikret’in güçlü bir millî hassasiyeti vardır; fakat bu hassasiyet zamanla hümanizm, hak, hürriyet ve enternasyonalizm düşünceleriyle birlikte gelişen kendine özgü bir vatanseverlik biçimidir.

18. “Sis” ile “Millet Şarkısı” Arasında: Hangisi Gerçek Fikret?

Burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır. Siste İstanbul’a öfkeyle saldıran şair ile Millet Şarkısında: “Ey sevgili millet, yaşa, var ol!” diyen şairden hangisi gerçek Fikret’tir? Cevap: İkisi de. Çünkü sanatçıların düşüncesi donmuş değildir.

Fikret’in hayatı siyasal hayal kırıklıkları ve umutlar arasında gelişmiştir. Siste görülen öfkenin kendisi bile ilgisizlikten değil, beklentiden kaynaklanmaktadır. İnsan hiçbir şey beklemediği bir toplumun bozulmasına bu kadar öfkelenmez.

Fikret’in İstanbul’a öfkesi aynı zamanda idealindeki memleket ile karşısındaki memleket arasındaki mesafenin yarattığı öfkedir. 1908’de siyasal değişim ihtimali belirince aynı şair yeniden umutlanır. Bu nedenle Millet Şarkısı, Sisin reddi değildir.

Sisteki öfkenin altında saklı olan kurtuluş arzusunun başka bir tarihsel anda açığa çıkmasıdır.

19. Fikret’in “Unutturulan Yüzü” Neden Önemlidir?

Burada “unutturulan” sözcüğü dikkatle kullanılmalıdır. Fikret’in Millet Şarkısı fiziksel olarak kaybolmuş değildir. Eserlerinde vardır. Edebiyat tarihlerinde anılır. Ancak kamusal Fikret imgesinin merkezinde değildir. Kamusal hafıza daha çok Tarih-i Kadimin Fikret’ini hatırlar.

Din eleştirisini. Pozitivizmi. Batıcılığı. Halûk’un Âmentüsünü. Bunun tarihsel sebepleri vardır. Cumhuriyet döneminde Fikret’in laik düşüncenin öncüllerinden biri olarak okunması, özellikle din karşıtı metinlerinin öne çıkmasına yol açmıştır.

İsmail Habib üzerine yapılan araştırmalar da Cumhuriyet’in erken dönemindeki Fikret okumalarında Tarih-i Kadim ve laiklik vurgusunun ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. Böylece bir Fikret kanonu kurulmuştur. Fakat kanona giren metinler kadar kenarda kalan metinlere de bakılmalıdır.

Millet Şarkısı bu yüzden önemlidir. Çünkü bize başka bir Fikret göstermektedir.

20. “En Milliyetçi Fikret” İddiasını Nasıl Kurmalıyız?

Burada akademik titizlik açısından bir sınır çizmek gerekir. Fikret’e: “Türk edebiyatının en milliyetçi şairidir.” demek savunulması güç bir hükümdür. Çünkü özellikle sonraki Fikret: hümanisttir, enternasyonalisttir, milliyetçilik fikrinin bazı biçimlerine mesafelidir.

Halûk üzerinden kurduğu gelecek tasavvuru da yalnızca millî bir ideolojiye indirgenemez. Ancak şu hüküm son derece güçlü biçimde savunulabilir: Tevfik Fikret’in sonraki dönemde kazandığı hümanist ve enternasyonalist kimlik, onun şiirindeki kuvvetli vatan ve millet hassasiyetini ortadan kaldırmaz.

Hatta paradoks tam burada ortaya çıkar. Sonradan “kozmopolit” kabul edilen şair, bir dönem: “mübarek vatan”, “kan kardeşliği”, “şan kardeşliği”, “millet yolu”, “sevgili millet”, ataların şerefi, vatan uğruna ölüm gibi son derece yoğun millî bir söz dağarcığı kullanmıştır.

Bu gerçeği görmezden gelmek Fikret’in düşünsel gelişimini eksiltmek olur.

21. 1897’den 1908’e: Fikret’in Millî Şiir Damarı

Millet Şarkısı tek başına da değildir. Fikret’in 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı çevresinde yazdığı bazı şiirlerde de savaş, asker, kahramanlık ve vatan temaları belirgin biçimde yer almaktadır. Dolayısıyla Millet Şarkısı bir kazadan ibaret değildir.

Fikret’in şiir serüveninde belirli dönemlerde kuvvetlenen bir millî damarın doruk noktalarından biridir. Bu durum bize Fikret’i çizgisel okumamak gerektiğini gösterir. Şair: aynı kalmamıştır. Değişmiştir. Şüphe etmiştir.

İnanmıştır. Hayal kırıklığına uğramıştır. Yeniden umutlanmıştır. Bu değişkenlik bir tutarsızlık değil, yaşadığı büyük tarihsel kırılmalar karşısındaki entelektüel hareketliliğin göstergesidir.

22. Halûk: Batı’ya Gönderilen Çocuk Kimin İçin Dönecektir?

Fikret’in Batıcılığının da aynı dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Halûk Batı’ya gider. Bilim öğrenecektir. Teknoloji öğrenecektir. Yeni dünyanın bilgisini edinecektir. Fakat Fikret’in tasavvurunda bu gidişin asıl anlamı yalnızca Batı’ya hayranlık değildir.

Halûk oradan: hayat, kuvvet, sanat, fen, cesaret, ümit, bilgi getirecektir. Nereye? Memleketine. Dolayısıyla Fikret’in Batıcılığı ile memleket sevgisini birbirine zıt iki olgu gibi düşünmek doğru değildir. Batı’ya yönelmesinin nedenlerinden biri zaten kendi toplumunu dönüştürme arzusudur.

Bu anlamda Batı hedef değil; araçtır. Hedef memleketin kurtuluşudur.

23. Halûk ve Âsım: Birbirine Düşman İki Şairin Benzer Çocukları

Fikret ile Âkif arasındaki şaşırtıcı paralelliklerden biri burada ortaya çıkar. Fikret’in ideal genci: Halûk. Âkif’in ideal genci: Âsım. İki şair de mevcut kuşaktan büyük ölçüde ümidini kesmiştir. İkisi de geleceği gençliğe yükler.

Halûk bilim öğrenecektir. Âsım bilim öğrenecektir. Halûk çalışacaktır. Âsım çalışacaktır. Halûk cesur olacaktır. Âsım cesur olacaktır. Halûk ülkesini ileri götürecektir. Âsım ülkesini ileri götürecektir. Aralarındaki büyük fark referans sistemidir.

Fikret’in ideal gencinin ahlâkî kaynağı giderek akılcı, pozitivist ve hümanist bir dünyaya yönelir. Âkif’in ideal gencinin ahlâkî kaynağı İslâm’dır. Ancak hedefledikleri genç insan tipi şaşırtıcı ölçüde benzerdir: eğitimli, çalışkan, ahlâklı, cesur, bilimle ilişkili, memleketine karşı sorumlu.

Burada iki şairin aynı tarihsel krize farklı medeniyet referanslarıyla cevap verdiği görülür.

24. Büyük Kopuş: “Tarih-i Kadim”

Bütün bu ortaklıklara rağmen Fikret ile Âkif’i gerçekten ayıran temel mesele vardır: din. Fikret’in Tarih-i Kadimi insanlık tarihini savaş, kan, tahakküm ve inanç adına gerçekleştirilen çatışmalar üzerinden sorgular. Şairin eleştirisi giderek yalnızca dinin yanlış uygulanmasına değil, dinî düşüncenin kendisine yönelir.

Âkif için kabul edilemez nokta budur. Çünkü Âkif’e göre problem İslâm değildir. Problem Müslümanların İslâm’dan uzaklaşmasıdır. Fikret: dinin kendisini sorgular. Âkif: dini yanlış yaşayan insanı sorgular. İki şair arasındaki felsefî uçurumun özeti budur.

25. “Süleymaniye Kürsüsünde”: Âkif’in Karşı Tezi

Süleymaniye Kürsüsünde yalnızca dinî bir şiir değildir. Bir medeniyet muhasebesidir. Âkif İslâm dünyasının durumunu eleştirirken problemi sürekli dış düşmana yüklemez. Müslüman toplumları ağır biçimde eleştirir. Cehalet.

Atalet. Tembellik. Yanlış tevekkül. Bilimden kopuş. Ahlâkî gerileme. Parçalanmışlık. Bunlar Âkif’in teşhisleridir. Bu nedenle Âkif’in Fikret’e cevabını: “Fikret dine saldırdı, Âkif dini savundu.” şeklinde özetlemek yetersizdir.

Âkif’in iddiası daha kapsamlıdır: İslâm geri kalmanın sebebi değildir; tam tersine İslâm’ın çalışma, bilgi ve ahlâk ilkelerinden uzaklaşmak geri kalmanın sebeplerinden biridir.

26. Polemik: “Zangoç”tan “Tarih-i Kadim’e Zeyl”e

Düşünsel ayrılık zamanla kişiselleşmiştir. Âkif’in Süleymaniye Kürsüsünde Fikret’e yönelik sert ifadeleri, özellikle “zangoç” nitelemesi, tartışmanın tonunu yükseltir. Fikret daha sonra Tarih-i Kadim’e Zeyl ile karşılık verir.

Bu noktadan sonra artık iki şiirden değil; iki medeniyet tasavvurundan söz edilmektedir. Fikret: akıl, bilim, özgür düşünce, dünyevî ahlâk, insanlık üzerinden çıkış aramaktadır. Âkif: Kur’an, ahlâk, ilim, çalışma, adalet, İslâm toplumu üzerinden çözüm geliştirmektedir.

Fakat paradoks sürmektedir. Çünkü iki tarafın teşhis ettiği hastalıkların büyük kısmı aynıdır.

27. Aynı Hastalığa İki Farklı Reçete

Fikret de cehalete düşmandır. Âkif de. Fikret istibdada karşıdır. Âkif de. Fikret ahlâkî çürümeden şikâyet eder. Âkif de. Fikret eğitimi önemser. Âkif de. Fikret gençliğe güvenir. Âkif de. Fikret bilimi kurtuluş aracı sayar.

Âkif de. Fikret çalışmayı önemser. Âkif de. Fikret mevcut toplumdan memnun değildir. Âkif de. Öyleyse aralarındaki fark çoğu zaman: hastalığın teşhisinde değil, tedavinin kaynağındadır. Fikret’in reçetesi Aydınlanma’ya, Âkif’in reçetesi Kur’an’a dayanmaktadır.

Bu nedenle onları birbirinden tamamen kopuk iki dünya gibi okumak yerine: aynı medeniyet krizine verilmiş iki rakip cevap şeklinde değerlendirmek daha açıklayıcıdır.

28. Solun Fikret’i, Sağ ve Muhafazakâr Dünyanın Âkif’i

Sonraki yıllarda iki şairin ideolojik temsilleri daha da keskinleşmiştir. Fikret: seküler, ilerici, Batıcı, aydınlanmacı çevrelerin sembollerinden biri hâline gelmiştir. Âkif ise: İslâmcı, muhafazakâr, milliyetçi çevrelerin merkezî şahsiyetlerinden biri olmuştur.

Bu sahiplenmelerin tarihsel sebepleri bulunmaktadır. Fakat sahiplenme kaçınılmaz olarak seçici hafıza üretmiştir. Fikret’in Tarih-i Kadimi hatırlanmıştır. Millet Şarkısı aynı ağırlıkla hatırlanmamıştır. Âkif’in İslâmcılığı hatırlanmıştır.

Ancak ekonomik eşitsizliğe, çocuk emeğine, sefalete ve yöneticilerin sosyal sorumluluğuna yönelik sert eleştirileri aynı yoğunlukla ideolojik kimliğine dahil edilmemiştir. İşte “yanlış safların iki şairi” ifadesinin anlamı burada ortaya çıkmaktadır.

Şairler kendilerini sahiplenen kamplardan daha geniştir.

29. Âkif’in Şaşırtıcı Toplumculuğu

Eğer “sol” kavramını doğrudan tarihsel sosyalizm anlamında değil de yalnızca şu toplumsal problemlere gösterilen duyarlılık açısından geçici bir analitik soru olarak kullanırsak ilginç bir tablo ortaya çıkar: Kim fakirin evine daha çok girmektedir?

Kim çalışan çocuğu şiire taşımaktadır? Kim yoksulluğu toplumsal problem olarak görmektedir? Kim yöneticiyi aç insandan sorumlu tutmaktadır? Kim sefaletin ayrıntılarını şiirin merkezine yerleştirmektedir? Bu soruların önemli bölümünün cevabı: Mehmet Âkif’tir.

Bu onu sosyalist yapmaz. Fakat şu gerçeği ortaya koyar: Toplumculuk yalnızca sosyalist teoriden doğmak zorunda değildir. İslâmî adalet fikri de belirli tarihsel koşullarda son derece güçlü bir sosyal eleştiri üretebilir.

Âkif bunun Türk edebiyatındaki en çarpıcı örneklerinden biridir.

30. Fikret’in Şaşırtıcı Millî Hassasiyeti

Aynı deney Fikret üzerinde ters yönde yapılabilir. Kim: “mübarek vatan” demektedir? Kim: “can kardeşi, kan kardeşi, şan kardeşiyiz” demektedir? Kim vatana: “anne” demektedir? Kim: “onsuz yaşamaktansa beraber ölüş” demektedir?

Kim geçmiş kuşağın şerefini yeni kuşağa hatırlatmaktadır? Kim: “Millet yoludur… tuttuğumuz yol” demektedir? Kim: “Ey sevgili millet, yaşa, var ol!” diye haykırmaktadır? Cevap: Tevfik Fikret. Bu da onu otomatik olarak Ziya Gökalp tarzı bir milliyetçi yapmaz.

Fakat onu millet fikrinden kopmuş bir şair şeklinde değerlendirmeyi imkânsızlaştırır. Dolayısıyla Fikret için belki en doğru kavram: eleştirel vatanseverlik veya radikal vatan hassasiyeti olacaktır.

31. İki Şairin Aynadaki Görüntüsü

Fikret ile Âkif yan yana getirildiğinde neredeyse simetrik bir yapı ortaya çıkar. Fikret dine saldırırken ahlâk arar. Âkif dini savunurken hurafeye saldırır. Fikret Batı’ya yönelirken memleketi kurtarmak ister. Âkif İslâm’a yönelirken Batı’nın bilimini öğrenmek ister.

Fikret gençliği göreve çağırır. Âkif gençliği göreve çağırır. Fikret çalışmayı savunur. Âkif çalışmayı savunur. Fikret adaletsiz düzene öfkelenir. Âkif adaletsiz düzene öfkelenir. Fikret millet adına devleti sorgular: “Bu mu devlet?”

Âkif İslâm adına Müslüman toplumu sorgular. İkisi de mensubu oldukları dünyanın mevcut hâlinden memnun değildir. Belki onları birbirine bu kadar öfkelendiren şeylerden biri de budur: Birbirlerine sandıklarından daha fazla benziyor olmaları.

Sonuç: Edebiyat, İdeolojik Kamplardan Daha Büyüktür

Tevfik Fikret ile Mehmet Âkif Ersoy arasındaki büyük tartışmayı inkâr etmek mümkün değildir. Din konusunda ayrılırlar. Medeniyet tasavvurunda ayrılırlar. Tarih anlayışında ayrılırlar. Ahlâkın metafizik kaynağı konusunda ayrılırlar.

Fikret giderek pozitivist ve hümanist bir dünya görüşüne yönelirken Âkif İslâm’ı toplumsal ve ahlâkî yeniden doğuşun merkezi olarak görür. Fakat edebiyat tarihinin daha sonra oluşturduğu keskin kamplaşma, bu gerçek ayrılığı olduğundan daha mutlak hâle getirmiştir.

Şiirlerine bakıldığında aralarında son derece kuvvetli ortaklıklar bulunmaktadır. Fikret ile gelişen manzum hikâye ve toplumsal gözlem çizgisi, Âkif’in elinde Safahatın geniş insan panoramasına ulaşır. Bu bakımdan Âkif yalnızca Fikret’in ideolojik muarızı değildir.

Belirli yönleriyle onun poetik mirasçısıdır. Öte yandan Âkif’in toplum anlayışı da yalnızca muhafazakâr etiketiyle açıklanamaz. Âkif sosyalist değildir. Fakat şiirindeki: emek, yoksulluk, çocuk emeği, eşitsizlik, sefalet, sosyal sorumluluk, yöneticinin halka karşı mesuliyeti temaları, sosyalist düşüncenin problemleştirdiği birçok alanla güçlü biçimde kesişmektedir.

Bu nedenle Âkif’in şiirinde İslâmî referanslarla kurulmuş kuvvetli bir toplumcu adalet düşüncesi vardır. Tevfik Fikret için de ters yönde aynı dikkat gösterilmelidir. Fikret klasik anlamda sistematik bir Türk milliyetçisi değildir.

Özellikle sonraki döneminde hümanizm ve enternasyonalizm belirleyici hâle gelmiştir. Ancak Millet Şarkısı ortadadır. Ve bu şiirde Fikret: vatana “mübarek” der, vatanı anne sayar, milleti sevgili olarak anar, millet için birlik ister, ataların şerefini hatırlatır, milletsiz yaşamaktansa vatanla birlikte ölümü yeğler, “millet yolu”nu “hak yolu”yla özdeşleştirir.

Dolayısıyla Millet Şarkısı, Fikret’in düşünce tarihindeki tali bir ayrıntı değildir. Onun tek boyutlu biçimde okunmasına karşı birincil metinden yükselen güçlü bir itirazdır. Bu nedenle mesele: “Âkif aslında solcuydu, Fikret aslında sağcıydı.”

demek değildir. Böyle bir hüküm, eski etiketleri kaldırıp yerlerine yenilerini yapıştırmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Daha önemli sonuç şudur: Mehmet Âkif sosyalist olmadan toplumcu; Tevfik Fikret klasik milliyetçi olmadan kuvvetli biçimde millî olabilir.

Çünkü toplumsal adalet yalnızca sosyalizmin; vatan sevgisi de yalnızca milliyetçi ideolojinin mülkiyetinde değildir. Büyük şairleri büyük yapan özelliklerden biri tam olarak budur: İdeolojik kategorilerin sınırlarından taşarlar.

Bu açıdan Türk düşünce tarihinin en büyük ironilerinden biri belki de şudur: Muhafazakâr çevreler Âkif’i sahiplenirken onun sosyal adaletsizlik karşısındaki en radikal seslerinden bazılarını geri plana itmiş; seküler ve sol çevreler Fikret’i sahiplenirken onun: “Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa… var ol!”

diye seslenen yüzünü aynı ölçüde merkeze almamıştır. Oysa iki şair kendi metinleriyle yeniden okunduğunda saflaşma bozulmaktadır. Karşımıza biri “sağcı”, öteki “solcu” iki şair değil; aynı toplumun sefaletinden, cehaletinden, geri kalmışlığından, adaletsizliğinden ve geleceğinden kaygı duyan iki büyük muhalif çıkmaktadır.

Birinin elinde Safahat, ötekinin elinde Rübâb-ı Şikeste vardır. Birinin kurtuluş kaynağı Kur’an; ötekininki akıl ve Aydınlanma’dır. Fakat ikisinin de gözü aynı hasta toplumun üzerindedir. Belki de Tevfik Fikret ile Mehmet Âkif’i yeniden anlamanın yolu onları bir kez daha karşı karşıya getirmekten değil, aynı masaya yeniden oturtmaktan geçmektedir.

Ve Millet Şarkısından sonra şu soru artık daha yüksek sesle sorulmalıdır: Biz gerçekten Tevfik Fikret’i mi hatırlıyoruz, yoksa sonraki ideolojik dönemlerin hatırlamamızı tercih ettiği Tevfik Fikret’i mi? Aynı soru Mehmet Âkif için de geçerlidir: Biz Âkif’in tamamını mı okuyoruz, yoksa yalnızca muhafazakâr hafızanın kendisine ayırdığı kısmını mı?

Bu iki soru birlikte sorulduğunda Fikret–Âkif çatışması artık yalnızca yüz yıl öncesine ait bir edebiyat polemiği olmaktan çıkar. Türk düşünce tarihinin bugün dahi devam eden en temel problemlerinden birine dönüşür: Bir sanatçıyı eserleriyle mi okuyacağız, yoksa onu sahiplenen ideolojik kampın bize gösterdiği yüzüyle mi?

AKADEMİK DAYANAK

Kaynakça

  • Adıgüzel, M. S. (2023). “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Edebiyat: İsmail Habib’in Tevfik Fikret ve Mehmed Âkif Üzerine Düşünceleri.” Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, 50, 381–402.
  • Akay, H. Yeni Türk Şiirinin Kurucularından Tevfik Fikret. İstanbul.
  • Akyüz, K. (1990). Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri 1860–1923. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.
  • Aydemir, M. (2016). “Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’in Benzer İsimli/Temalı Manzumeleri.” Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 56, 1153–1174.
  • Ayvazoğlu, B. Fikret. İstanbul: Everest Yayınları.
  • Çitçi, S. (2015). “‘Hasta’ ve ‘Hasta Çocuk’ İsimli Manzum Hikâyelerin Mukayeseli Tahlili.” Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 53.
  • Düzdağ, M. E. Mehmed Âkif–Tevfik Fikret Meselesi ve Müderris Ahmed Naim Bey’in Tevfik Fikret’e Dair Risalesi. İstanbul.
  • Ersoy, M. Â. Safahat. Haz. M. Ertuğrul Düzdağ. İstanbul.
  • Ersoy, M. Â. (2021). Safahat. Haz. Necmettin Turinay. Ankara: TBMM Yayınları.
  • Fergan, Eşref Edip. İnkılâp Karşısında Âkif–Fikret, Gençlik–Tan’cılar. İstanbul.
  • Fikret, T. Rübâb-ı Şikeste.
  • Fikret, T. Halûk’un Defteri.
  • Fikret, T. Tarih-i Kadim.
  • Fikret, T. “Millet Şarkısı”, 8 Temmuz 1908.
  • Fikret, T. Bütün Şiirleri. Haz. İsmail Parlatır ve Nurullah Çetin. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
  • Fikret, T. (1987). Dil ve Edebiyat Yazıları. Haz. İsmail Parlatır. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
  • Güneş, M. Türk Edebiyatında Manzum Hikâye. Ankara: Hece Yayınları.
  • Kaplan, M. Tevfik Fikret: Devir–Şahsiyet–Eser. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  • Kaplan, M. Şiir Tahlilleri I: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Kadar. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  • Kırçiçek, A. (2016). “Tevfik Fikret’in Vatanî ve Dinî Konulu Şiirleri Üzerine Bir İnceleme.” Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, 1(1), 24–35.
  • Köprülüzâde Mehmed Fuad. Tevfik Fikret ve Ahlâkı. İstanbul.
  • Kuntay, M. C. Mehmet Akif: Hayatı–Seciyesi–Sanatı–Eserleri. İstanbul.
  • Okay, M. O. Mehmed Âkif: Bir Karakter Heykelinin Anatomisi. Ankara.
  • Okay, M. O. ve Düzdağ, M. E. (2003). “Mehmed Âkif Ersoy.” TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 28.
  • Parlatır, İ. Tevfik Fikret. Ankara.
  • Sazyek, H. B. (2022). “Tevfik Fikret’in Şiirlerinde ‘Gizli Tahkiye’.” Turkish Academic Studies, 3(1).
  • Solak, Ö. (2005/2014). “Tarih-i Kadim ve Süleymaniye Kürsüsünde Şiirleri Üzerine Bir Mukayese.” Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 9, 120–136.
  • Tansel, F. A. Mehmed Âkif Ersoy: Hayatı ve Eserleri. İstanbul.
  • Tural, S. (2014). “Eleştirel Gerçekçilik Bağlamında Mehmet Akif Şiirine Bir Bakış.” RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 1, 20–25. https://doi.org/10.29000/rumelide.133735
  • Uçman, A. (2012). “Tevfik Fikret.” TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 41.
  • Ünaydın, R. E. Tevfik Fikret: Hayatına Dair Hatıralar. İstanbul.
  • Yetiş, K. Mehmet Âkif’in Sanat-Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler. Ankara.

MAKALEYİ BEĞENDİNİZ Mİ?

—toplam beğeni
Her cihazdan yalnızca bir beğeni sayılır.

PAYLAŞ

X
Instagram ve TikTok düğmeleri; başlık, yazar ve kısa öz içeren dikey paylaşım görseli oluşturur.

YAZAR

Faruk YAŞATürk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni · Edebiyat Atlası® kurucusu

Faruk YAŞA’nın diğer edebiyat ve düşünce incelemelerini okuyun.

Tüm makalelere dön