Giriş: Nietzsche’nin Meselesi Acıyı Yok Etmek Değildir
İnsan acıdan kurtulabilir mi? Nietzsche’nin vereceği cevap muhtemelen bizi rahatlatmayacaktır: Belki de kurtulmamalıdır. Çünkü Nietzsche için asıl problem insanın acı çekmesi değil, çektiği acıya hangi anlamı verdiğidir. Burada Nietzsche ile Schopenhauer arasındaki büyük kırılma belirginleşir. Schopenhauer acının kökünde istemeyi görür; insan istediği için eksiklik duyar, eksiklik duyduğu için acı çeker ve kurtuluş istemenin susturulmasına doğru ilerler. Nietzsche aynı karanlığa bakar fakat başka bir sonuç çıkarır: İstemeyi susturmak yerine dönüştürmek, hayattan geri çekilmek yerine hayatın üzerine gitmek, acıyı ortadan kaldırmak yerine ondan ne yaratılabileceğini sormak gerekir.
Schopenhauer’ın sorusu kabaca “Acıdan nasıl kurtulabiliriz?” iken Nietzsche’nin sorusu daha tehlikelidir: “Acıyla ne yapabiliriz?” Bu nedenle Nietzsche’nin felsefesini iyimserlik olarak görmek de kötümserlik olarak görmek kadar yanlıştır. Nietzsche bize hayatın güzel olduğunu söylemez; hayatın acısıyla, kaybıyla, çelişkisiyle, rastlantısıyla, hastalığıyla ve yenilgisiyle birlikte var olduğunu hatırlatır. Mesele bütün bunlara rağmen değil, bir noktadan sonra bütün bunlarla birlikte hayata “evet” diyebilmektir.
1. Acı Neden Düşman Olmak Zorunda Değildir?
Modern insanın temel kabullerinden biri acının mümkün olduğunca azaltılması gerektiğidir. Nietzsche bu kabulden kuşkulanır; çünkü insanın büyüklüğünü yalnızca ne kadar haz duyduğu üzerinden ölçmek, insanı konfor arayan bir varlığa indirger. Oysa büyük bir düşünce, sanat eseri, güçlü bir karakter, hatta insanın kendisini yeniden kurması çoğu zaman huzurdan değil çatışmadan doğar.
Nietzsche’nin acıyı yüceltmek gibi basit bir amacı yoktur. Acı çekmek tek başına insanı büyük yapmaz; aynı acı bir insanda derinliğe, diğerinde nefrete dönüşebilir. Biri yalnızlığından düşünce üretirken diğeri dünyaya kin üretir; biri yenilgisinden kendisini yeniden yaratırken diğeri suçlu aramakla ömrünü geçirir. Belirleyici olan acının varlığı değil, dönüştürülme biçimidir. Acı bir hammaddedir; ortaya ne çıkacağı insana bağlıdır.
2. Ressentiment: Acının Zehre Dönüşmesi
Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü Üstüne’de çözümlediği en önemli psikolojik yapılardan biri ressentiment’dır. Türkçede yalnızca “hınç” diye çevrilebilse de kavram, insanın yaşadığı güçsüzlüğü doğrudan dönüştüremediğinde onu ahlaki bir suçlamaya çevirmesini anlatır. İnsan “Ben neden böyleyim?” diye sormak yerine “Beni kim böyle yaptı?” diye sorar ve bir suçlu bulduğunda rahatlar; çünkü artık kendisini değiştirmek zorunda değildir.
Başarısızsa başarılı olanı kötü, güçsüzse güçlü olanı zalim, cesaret edemiyorsa cesaret edeni ahlaksız ilan eder; ulaşamadığı şeyi değersizleştirir. Böylece kendi yetersizliğini değer yargısına dönüştürür. Ressentiment acıyı azaltmaz, ona bir suçlu verir. İnsan bazen iyileşmekten çok suçlu bulmayı tercih eder ve kimliğini yarasının üzerine kurarak onu sürekli açık tutar. Nietzsche bu yüzden yalnızca “Sana ne yaptılar?” diye sormaz; daha rahatsız edici bir soru yöneltir: “Sana yapılanla sen ne yaptın?”
3. Tanrı Öldü: Bir Zafer Çığlığı Değil, Büyük Bir Kriz
Nietzsche’nin en bilinen ve en fazla yanlış anlaşılan sözü “Tanrı öldü”dür. Bu ifade çoğu zaman ateizmin sloganı gibi okunur; oysa mesele metafizik bir varlığın bulunup bulunmamasından büyüktür. Nietzsche, Batı insanının binlerce yıldır anlamını üzerine kurduğu aşkın zeminin çöktüğünü söyler. Tanrı yalnızca ibadet edilen varlık değil, iyinin teminatı, kötünün açıklaması, adaletin son mercii, ölümün ötesindeki umut ve hayatın neden yaşanmaya değer olduğuna verilen cevaptır.
Nietzsche’nin gördüğü tehlike, insanın Tanrı’yı öldürmüş fakat onun bıraktığı boşlukta yaşamayı henüz öğrenememiş olmasıdır. Eski değerler inandırıcılığını kaybetmiş, yenileri ise henüz yaratılmamıştır. Nihilizm tam burada doğar: Hiçbir şeyin anlamı yoksa neden yaşayalım, iyi olalım, üretelim veya acıya katlanalım? Nietzsche’nin asıl felsefesi bu eşikte başlar. Tanrı’nın ölümünü ilan etmek kolay, onun ölümünden sonra yaşayabilecek insanı yaratmak zordur.
4. Nihilizm: İnsan Anlamını Kaybettiğinde
Nihilizm basitçe hiçbir şeye inanmamak değil, insanın şimdiye kadar en yüksek kabul ettiği değerlerin değerini kaybetmesidir. İnsan yüzyıllarca hayatın anlamını başka bir dünyaya bağlamış; bu dünyayı geçici, bedeni aşağı, ruhu yüksek, dünyayı kusurlu ve hakikati başka yerde saymıştır. Nietzsche, Platonculuktan Hristiyanlığa uzanan bu düşünce geleneğinde büyük bir yaşam karşıtlığı görür; çünkü yaşadığımız hayat başka bir hayat adına değersizleştirilmektedir.
Ya başka bir dünya yoksa? O zaman elimizde yalnızca bu hayat, bu beden, bu dünya, bu zaman, bu acı, bu sevinç, bu rastlantı ve bu ölüm kalır. Nietzsche’nin “evet”i tam da bunlara söylenmelidir.
5. Deve, Aslan ve Çocuk: Kendini Aşmanın Üç Dönüşümü
Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün “Üç Dönüşüm Üzerine” bölümünde insan ruhu deve, aslan ve çocuk figürleriyle anlatılır. Bu üç figür, insanın kendisini aşmasının haritasıdır. Deve “yapmalısın”ların; ailenin doğrularının, toplumun değerlerinin, ahlakın emirlerinin, geleneklerin ve başkalarının çizdiği hayatın yükünü taşır. Güçlüdür, çünkü yük taşıyabilir; fakat henüz özgür değildir.
Sonra ruh aslana dönüşür. Aslanın sözü “Hayır”dır; eski değerlerle savaşır ve “Yapmalısın”ın karşısına “İstiyorum”u koyar. Bu özgürleşmenin zorunlu aşamasıdır, ancak aslan yıkabilirken henüz yaratamaz. Eski Tanrı’yı öldürebilir, ahlakı reddedebilir ve değerleri parçalayabilir; fakat insan yalnızca “hayır” diyerek yaşayamaz. Bir noktada yeni bir “evet” gerekir.
Üçüncü dönüşüm çocuktur. Nietzsche’nin çocuğu saflıktan çok yaratıcı başlangıcı temsil eder: Oyun oynar, yeni değerler yaratır, geçmişin ağırlığını sürekli sırtında taşımaz ve dünyaya yeniden bakabilir. Kendini aşmanın nihai biçimi yalnızca isyan değil, yaratmaktır. Nietzscheci insanın büyüklüğü eski değerleri yıkmasında değil, onların yerine yaşamı olumlayan değerler yaratabilmesindedir.
6. Güç İstenci: Başkasına Hükmetmek Değil, Kendini Aşmak
Nietzsche’nin en tehlikeli biçimde basitleştirilen kavramlarından biri güç istencidir. Gündelik anlamıyla okunduğunda “Güçlü ol, başkalarına hükmet” buyruğu gibi görünür. Oysa Nietzsche’de güç yalnızca başkası üzerinde egemenlik değil; yaşamın kendini genişletme, biçimlendirme, dönüştürme ve aşma hareketidir.
İnsanın kazanabileceği en önemli savaş çoğu zaman başkasına değil kendisine karşı verdiği savaştır: Korkusunu, tembelliğini, ahlaki konforunu, eski düşüncesini aşmak ve dün doğru kabul ettiği şeyi bugün sorgulayabilmek. Nietzsche’nin güçlü insanı donmuş değil, kendisini sürekli tehlikeye atan ve kendi düşüncelerini dahi putlaştırmayan insandır. Kendine sadakat bu nedenle her zaman eski kendine sadakat değildir; bazen kendine gerçekten sadık kalmanın tek yolu eski kendini terk etmektir.
7. Üstinsan: Superman Değildir
Übermensch, yani üstinsan; daha kaslı, zengin, zeki veya başkalarından güçlü bir insan, bir ırk ya da diktatör değildir. Zerdüşt’te insanın bir amaç değil, aşılması gereken bir şey olduğu söylenir: İnsan, hayvan ile üstinsan arasında gerilmiş bir iptir. Nietzsche insana “Sen tamamlandın” değil, “Sen henüz bitmedin” der.
Üstinsan ulaşılmış biyolojik bir türden çok insanın kendi sınırlarını aşma imkânını temsil eder. Hazır değerleri tüketmek yerine değer yaratabilen, hayatı başka bir dünya adına küçümsemeyen, kendi varoluşunun sorumluluğunu üstlenen, acısını başkasına karşı silaha dönüştürmeyen ve geçmişinden yeni bir gelecek yaratabilen insanı anlatır. Üstinsan acı çekmeyen değil, acısının efendisi olabilen insandır.
8. “Beni Öldürmeyen Şey…”: Acıyı Romantikleştirmeden Nietzsche’yi Okumak
Nietzsche’nin insanı öldürmeyen şeyin onu daha güçlü kıldığı yönündeki ifadesi çoğu zaman bir motivasyon sloganına indirgenir. Oysa her acı insanı güçlendirmez; bazı acılar parçalar, bazı kayıplar yıllarca sürer ve bazı yaralar kapanmaz. Mesele acının otomatik olarak güç üretmesi değil, dönüştürülebilmesidir.
İnsan başına geleni seçemeyebilir; fakat onun kendi kişiliğinde neye dönüşeceği konusunda bütünüyle edilgen kalmak zorunda değildir. “Bunlar benim başıma gelmemeliydi” noktasında kalmak ile “Geldi; şimdi bununla ne yapacağım?” diye sormak arasında belirleyici bir fark vardır. İkinci soru Nietzsche’ye daha yakındır.
9. Ebedî Dönüş: Hayatının Aynısını Bir Daha Yaşamak İster miydin?
Nietzsche’nin en ürpertici düşüncelerinden biri Şen Bilim’de bir iblisin sorusuyla belirir: Ya yaşadığın bu hayatı bütün ayrıntılarıyla sonsuz kez yeniden yaşayacağını öğrenseydin? Aynı çocukluk, insanlar, aşklar, ayrılıklar, yanlış kararlar, utançlar, hastalıklar, yalnızlıklar ve mutluluklar; hiçbir şey değişmeden tekrar tekrar yaşansaydı ne hissederdin?
Ebedî dönüşün varoluşsal ağırlığı burada ortaya çıkar. Mesele yalnızca evrenin fiziksel olarak tekrar edip etmediği değil, insanın kendi hayatına ne kadar “evet” diyebildiğidir. Yalnızca güzel anları istemek kolaydır; Nietzsche’nin sınavı hayatın bütününü isteyip istemediğimizdir. Çünkü tek bir anı çıkardığımızda artık aynı hayat kalmaz. Bizi bugünkü kişi yapan yenilgi, yanlış insan veya acı ortadan kalkarsa, onlardan doğan derinlik de kaybolabilir. Ebedî dönüş insanı geçmişiyle korkunç bir hesaplaşmaya zorlar.
10. Amor Fati: Kadere Boyun Eğmek Değil, Kaderini Sevmek
Amor fati, yani kader sevgisi, başına gelene yalnızca katlanmak değildir. Nietzsche daha ileri gider ve başına geleni sevmeyi ister. Bu, hastalıktan, kayıptan, yanlıştan veya başarısızlıktan haz almak anlamına gelmez; geçmişinden hiçbir şeyi çıkarmak istemeyecek kadar kendi oluşunu kabul etmektir. “Keşke bu hiç yaşanmasaydı” dediğimizde bugünkü kendimizi oluşturan zincirden bir parçayı çıkarmak isteriz.
Nietzsche “Böyle oldu” demekle yetinmeyip “Böyle olmasını istiyorum, bir daha olsa yine isterdim” diyebilecek radikal bir olumlamaya yaklaşır. Ebedî dönüş soruyu sorar; amor fati ona verilebilecek en güçlü cevaptır: Evet.
11. Geçmişi Değiştiremeyen İnsanın İntikamı
İrade geleceğe yönelebilir; bir şeyi yapabilir, değiştirebilir veya karar verebilir. Fakat önünde aşamadığı bir duvar vardır: Olmuş olan. İnsan geçmişi değiştiremediği için ona öfkelenir; “keşke” sözcüğü bazen insanın kendi geçmişine açtığı savaşın başlangıcıdır. Keşke onu tanımasaydım, bunu söylemeseydim, oraya gitmeseydim veya o kararı vermeseydim deriz; fakat olan olmuştur.
Nietzsche’nin büyük projesi, iradenin “öyle oldu”yu “Ben böyle istedim” diyebilecek bir olumlamaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini araştırır. İnsan geçmişini değiştiremez ama geçmişinin anlamını değiştirebilir. Kendini aşmanın en güç biçimlerinden biri de budur.
12. Nietzsche’de İnsan Kendini Nasıl Aşar?
Başlangıçtaki soruda Nietzsche’ye bütünüyle uymayan bir kelime olabilir: “rağmen.” Çünkü Nietzsche’nin ulaştığı yerde insan kendisini bazen acıya rağmen değil, acısı sayesinde aşar. Yine de acının kendisi kutsal değildir; önemli olan insanın yaratma kudretidir. Acıyı düşünceye, kaybı derinliğe, yalnızlığı üretime, yenilgiyi kendini tanımaya ve öfkeyi ressentiment yerine yaratıcı enerjiye çevirmek; geçmişi ağırlık olmaktan çıkarıp kendi hikâyesinin zorunlu parçası hâline getirmek Nietzsche’nin simyasıdır. Bu, kurşunu altına değil yarayı yaratıcı güce çevirmektir.
13. Kendini Aşmak Kendinden Nefret Etmek Değildir
Nietzsche’nin düşüncesi basit bir kişisel gelişim öğretisine indirgenemez. “Kendinin daha iyi versiyonu ol” demek yeterli değildir; çünkü daha iyinin hangi ölçüte göre belirlendiği sorulmalıdır. Daha zengin, başarılı, üretken, disiplinli veya toplumca daha çok takdir edilen biri olmak zorunlu olarak Nietzscheci değildir.
Nietzsche’nin soruları daha radikaldir: Seni ölçen cetveli kim yaptı? Başarıyı kim tanımladı? İyi ve kötü dediğin şeylere neden bu adları veriyorsun? Arzuladığın hayat gerçekten senin arzun mu, yoksa öğretilmiş bir arzuyu kendinin mi sanıyorsun? Kendini aşmak yalnızca performans artırmak değil, kendi değerlerinin soykütüğünü yapabilmektir. İnsan bazen kendisini geliştirmek için değil, kendisine öğretilmiş “gelişmiş insan” fikrini parçalamak için kendini aşmak zorundadır.
14. Nietzsche’nin En Büyük Talebi: Yaşama “Evet” Diyebilmek
Nietzsche’yi yalnızca yıkım üzerinden okursak düşüncesinin yarısını kaçırırız. Tanrı’nın ölümü, ahlakın soykütüğü, putların devrilmesi ve hakikat iddialarının sorgulanması birer yıkımdır; fakat çekiçten sonra ne olacağı asıl sorudur. Burada çocuk, yaratma, Zerdüşt, üstinsan, ebedî dönüş ve amor fati gelir. Bütün bunların arkasında tek bir büyük kelime vardır: Evet.
Hayata, bedene, dünyaya, oluşa, değişime ve hatta acıyı hayatın dışına atmaya çalışmadan acıya evet demek... Nietzsche’nin insanı dünyadan kurtulmak değil, dünyanın içinde daha yoğun yaşamak ister. Başka bir hayat talep etmez; bu hayatı isteyebilecek hâle gelmeye çalışır.
Sonuç: İnsan Aşılması Gereken Bir Şeydir
Nietzsche’nin felsefesi insana huzur vaat etmez; belki huzur arzusundan dahi şüphelenir. İnsanı rahatlatmak yerine ona acısı geçmezse ne yapacağını, hayat adil davranmazsa kim olacağını ve geçmişini sevip sevemeyeceğini sorar. Cevapların olmadığı bir dünyada bile değer yaratabilecek kadar güçlü olup olmadığımızı sınar.
Kendini aşmak başkasını geçmek, dünkü kendinden daha zengin olmak veya toplumun başarı merdiveninde yükselmek değildir. İnsanın kendisine miras bırakılmış değerleri sorgulaması, acısını kine dönüştürmemesi, geçmişinin esiri olmaması, kendi değerlerini yaratması ve hayatının sorumluluğunu üstlenmesidir. Nietzsche’nin en yüksek talebi yalnızca hayata katlanmak değil; yanlışlarımız, kayıplarımız, yalnızlıklarımız ve düştüğümüz yerlerle birlikte hayatı istemektir. Bunlardan herhangi birini çekip aldığımızda artık aynı insan olmayabiliriz.
Amor fati bu nedenle kaderin önünde diz çökmek değil, “Bunu değiştiremiyorum” sözünden “Bunu artık değiştirmek istemiyorum; çünkü bu da benim oluşumun bir parçası” sözüne geçebilmektir. Nietzsche’nin insanı tam burada Schopenhauer’ın insanından ayrılır. Schopenhauer istemeyi susturmaya yönelirken Nietzsche ona yeni bir görev verir: Yarat. Acı çektiysen, kaybettiysen, yıkıldıysan, eski değerlerin öldüyse ve eski sen artık sana yetmiyorsa yeniden yarat.
İnsan tamamlanmış bir sonuç değil, bir geçiş ve köprüdür; köprünün anlamı üzerinde durmak değil karşıya geçmektir. İnsan acısını ortadan kaldırarak değil, ona verdiği anlamı aşarak kendisini aşar. Bunu başardığında “Neden benim başıma geldi?” yerine daha zor bir soru sorar: “Şimdi bundan ne yaratacağım?” İşte o soru, ressentiment’ın bittiği ve yaratıcı insanın başladığı yerdir.
Kaynakça
Birincil Kaynaklar
- Nietzsche, Friedrich. Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiç Kimse İçin Bir Kitap.
- Nietzsche, Friedrich. Şen Bilim.
- Nietzsche, Friedrich. İyinin ve Kötünün Ötesinde.
- Nietzsche, Friedrich. Ahlakın Soykütüğü Üstüne.
- Nietzsche, Friedrich. Putların Alacakaranlığı.
- Nietzsche, Friedrich. Deccal.
- Nietzsche, Friedrich. Ecce Homo.
- Nietzsche, Friedrich. İnsanca, Pek İnsanca.
- Nietzsche, Friedrich. Tan Kızıllığı.
İkincil Kaynaklar
- Ansell-Pearson, Keith (Ed.). A Companion to Nietzsche. Oxford: Blackwell Publishing, 2006.
- Conway, Daniel W. Nietzsche’s Dangerous Game: Philosophy in the Twilight of the Idols. Cambridge: Cambridge University Press, 1997.
- Deleuze, Gilles. Nietzsche and Philosophy. New York: Columbia University Press, 1983.
- Heidegger, Martin. Nietzsche. San Francisco: Harper & Row.
- Janaway, Christopher. Beyond Selflessness: Reading Nietzsche’s Genealogy. Oxford: Oxford University Press, 2007.
- Kaufmann, Walter. Nietzsche: Philosopher, Psychologist, Antichrist. Princeton: Princeton University Press.
- Nehamas, Alexander. Nietzsche: Life as Literature. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1985.
- Richardson, John. Nietzsche’s System. Oxford: Oxford University Press, 1996.
- Young, Julian. Friedrich Nietzsche: A Philosophical Biography. Cambridge: Cambridge University Press, 2010.
MAKALEYİ BEĞENDİNİZ Mİ?
Faruk YAŞA’nın diğer edebiyat ve düşünce incelemelerini okuyun.
Tüm makalelere dön